Mobile
BASINDA BEYAZAY

BASIN ODASI » HABERLER » Katıldığımız Etkinlikler

« Geri

Konuşabilmek



Bir çift laf edelim mi? Haydi haydi edelim edelim. Bak, hiç zor olmayacak. Senin de konuşmaya ihtiyacın var benim de. O zaman niye konuşamıyoruz ki? Ekonomik, sosyal, hukuki, siyasi, ahlaki, ruhi bir takım sonuçları olmasından korkuyorsun, sen de. Haksız sayılmazsın maalesef. Keşke haksız olsaydın. Ne yani konuşamayacak mıyız? Konuşmayı da başaramazsak tek kişilik dünyada yaşamaya mahkum olursak geriye ne kaldı ki... Tamam bu seferlik sen dinle, yalnız ben konuşayım. Üstelik de bu konuda konuşayım. Nasıl konuşulur? Birbirimizi ziyarete gider bizde veya sizde konuşabiliriz. Olmazsa bir yerde oturur bir şeyler yer, içer, öyle konuşuruz. İş çıkışı serviste veya otobüste konuşuruz. Arabada da olabilir. O da olmadı telefonla, WhatsApp’la, bip’le, skype’la, viber’la falan konuşuruz. Sizce bunlardan hangisi kolay? Bence hiç biri kolay değil. Konuşmamızın önünde o kadar çok engel var ki... Önce sıkıntılarını bir başkasına niye açasın ki... Senin sorunlarını, sıkıntılarını, hatalarını veya yanlışlarını, zayıf yanlarını, sağlık sorunlarını, aldığın ikramiyeyi, terfi edeceğin bilgisini, bir başkası niye bilsin ki... Büyük bir ihtimalle eksik veya zayıf yanlarımı, sorunlarımı öğrenirse aramızda bir sorun çıktığında başıma kakar. O zaman gel çık işin içinden. En masum sağlık sorunlarımı bile öğrendiğinde evleneceğim kişiye bunları yetiştirirse ben ne yaparım o zaman? Haydi hatalarımı, zayıf yanlarımı konuşmasam diyelim; hatalarım, zayıflıklarımdan dolayı iyi de içim içimi yiyorsa konuşabilseydim belki hem rahatlardım hem de belki karşımdaki bir akıl verirdi. Of, off. O zaman iyi şeyleri konuşsak. Mesela, babamın daireyi sattışından eline geçen 800 bin lirayi 4 kardeşe üleştirdiğini söylesem. Beni mutlu eden bir olay. Şimdiye kadar hiç bu kadar param olmamıştı. Hem nasıl mutluluğumu paylaşmış oluruz hem de nasıl değerlendireceğim konusunda bir fikir verir. İyi de borç para isterse? Yahut başka bir şey. Bu devirde kim güveneceksin? Bari işyerindeki terfi olayımı konuşsak. İnsanın başarısının takdir edilip terfi etmesi hoş bir duygu. Paylaşmak istiyorum bir arkadaşımla. İyi de terfi edeceğimi öğrenen arkadaş gidip işyerindekilere söylerse o pozisyonda gözü olan veya benim terfi edeceğim pozisyonun şimdiki sahibi şahıslar filan da ayağımı kaydırmak için yalan dolan bir şeyler uydurursa ne olacak? Bu da olmadı. Hadi güvenecek birini buldum. Pekiyi nerede konuşacağız? Eve çağırsam bir sürü hazırlık gerekiyor. Yaptığımı bakalım beğenecek mi? Eşyalarım çok da yeni değil. En iyisi dışarıda bir yerlerde buluşalım. Orada hem canımızın istediğini yer, içeriz, hem de evi toparlamak, temizlemek memizlemek zorunda kalmam. Daima hazır ve nazır misafir odam da yok. İyi de nereye gideceğiz? “şuraya gidelim” desem salaş malaş diye burun kıvırırsa ne derim. Valla pahalı yerlere de benim bütçem müsait değil. Sahi hesabı kim ödeyecek? Ben davet edersem ben ödeyeceğim. Şimdi Alman usülü de ayıp olur sanki. Tutar pahalı şeyler falan isterse zaten ağız tadıyla konuşamam. Konuşmamak sanki en iyisi. Bir de sosyal medyaya müracaat edelim. En iyisi galiba telefonla konuşmak. Paketimde kontürüm de var. Amaaan... Telefonla konuşurken evdekiler şimdi tuhaf bir laf ederler, karşımdaki de duyar sonra rezil olurum. Zaten sakin bir köşe arayacağım diye dolaşıp durmak zorunda kalacağım. En iyisi mesaj. Canın ne isterse yaz. “MRB CANM NASILSN” Ama bizim arkadaş online değil. Ne olacak şimdi? Online olunca bakar. Ama bu sefer de evdeki biri bakarsa ne olacak? İşte o zaman rezil olduğumun resmidir. Of offf. Şu hale bak ya. Bir çift laf edemedik. Bu durumlar olmasın diye ben şöyle teknikler buldum: *Zayıflıklarım, hatalarımla önce ben barışıyorum. Sonra başkası duyunca açıklayabileceğim bir felsefem var artık. *Olumlu haberlerimi paylaşırken dinleyen arkadaşımın menfaat beklentisine girmesi halinde zaten onun için yapabileceğim birşey varsa yapıyorum yoksa da ona göre cümlelerim var artık. *Evime davet etmekten utanmıyorum. Benim arkadaşım zaten benim arkadaşım, eşyalarımın değil ki. Allah ne verdiyse beraber yeyip içiyoruz. Kendime iyisini arkadaşıma kötüsünü ikram etmiyorum ki. *Tuttuk bir yerde oturduk. Mekan arkadaşlığımıza, sohbetimize katkı yapan bir yer olsa iyi olur. Arkadaşımla olmak önemli, mekan önceliğim değil. Bütçem yettikçe niye ikram etmeyeyim ki... Paylaşmak eylemi paylaşılandan daha lezzetli değil mi zaten... Bütçem ne kadarsa onu da arkadaşımla konuşurum. Yabancım değil ya. *Mesaj yoluyla veya telefonla paylaşımlarımda da öyle gizlenip saklanmam. Arkadaşımın özelini duyurmayacak, başkalarını rahatsız etmeyeceğim bir yer olsun yeterli. Kör olduğum için sonradan öğrendiğim kadarıyla çevremdekileri rahatsız ettiğim de olmuş. Şimdi daha dikkatliyim. Bunların hepsinden daha önemlisi şu belki de: Konuşabileceğim arkadaşımın olması. Bu, kolay bulunmuyor. Bulmuşken kıymetlerini bilmeye çalışırım. İnanıyorum ki, bunlardan da daha önemlisi şu olsa gerek: Ben ne kadar başkalarının konuşmak için güvenebileceği, onu anlamaya çalışacak, yargılamayacak, aklı erdiği kadar destek olabilecek, anlatılanların sorumluluğunu alabilecek biriyim? Bu sefer ben konuştum siz dinlediniz. Belki kafanızı şişirdim. Kusura bakmayın. Bir dahakine ben dinlemek isterim, tabi konuşmak isterseniz ve konuşabilecek birisini bulmadıysanız.