Mobile
BASINDA BEYAZAY

BASIN ODASI » HABERLER » Katıldığımız Etkinlikler

« Geri

Genel Başkan'dan Bayram Hediyesi




Efendim, ramazan bayramınızı tebrik ediyor, daha güzel bayramlara birlikte kavuşmayı diliyoruz. Bayram hediyesiz olmaz, meramımızın bir hediye görülüp kabûlünün lûtfunu talep ediyoruz.

LÜTFEN BANA DEĞERİMİ VERİN

Ne az ne de fazla. Ne kadarsam o kadar. Birilerine benziyorum diye ona verdiğiniz kadar değer vermeyin bana. Sıfatlarım, diplomam,  soyum sopum sizi yanıltmasın. Kendimi iyi ifade etmeme bakıp değerli veya yeterince öne çıkamayışıma bakıp değersiz zannetmeyin. Hasılı Öyle bir tartıyla tartın ki beni tartılan da tartan da gerçeğe tam olarak vakıf olsun.

Değer biçilirken genellikle mukayese metodu kullanılıyor. Filan okulu bitirmiş kişi şu kadar değerliyse ondan daha az veya daha yüksek puanlı bitirmiş olan Lokman’ın değeri budur o halde. Bu şekilde değer biçmeye kalkarsak düşük puanlı üniversiteyi bitirmiş biri, diğerinden çok daha değerli işler yapıyor olabilir. Mesela “zengin kişi daha kıymetli” diyelim. Üniversiteyi bile bitirmemiş biri zengin olabilir mi, tabi ki olabilir. O zengin şahsın yanında çalışan da Türkiye’deki en yüksek puanlı üniversiteyi bitirmiş ise o zaman değerli kimdir?

Çok hayır yapana değer veriyorsanız ve benim param olmadığı için hayır yapamıyorsam ne olacak şimdi? O, malının %1’ini verir 1 milyon tutar, ben %10’unu veririm 1000 tl tutar. Hangimiz değerli? Peygamberimiz’in söylediğine göre oransal olarak fazla veren daha kıymetliymiş. Ayrıca, birimizin niyeti Allah rızası, diğerinin niyeti de reklam yapmak olabilir.

Ben çok ibadet yapıyorumdur ama az ibadet yapıyor görünenin durumunu bilemem ki. Kimin yaptığının ne kadar kıymetli olduğunu Allah’tan başka kimse bilmediğine göre ibadetlerime bakıp da beni değerlendirmeniz yanlış olur gibi geliyor bana.

Makamlar... Ah şu makamlar. Zulme de, hizmete de müsait pozisyonlar. Yüksek makam sahibi zalim biri olsam mı daha kıymetliyimdir yoksa canla başla hizmet eden bir makamsız mı olsam beni daha değerli bulursunuz?

İşinize yarasam -benim işime yarayanlardan memnun olmam gibi- eminim siz de memnun olursunuz ama değer verir misiniz bilemiyorum. Herkes her işine yarayanı pek değerli bulmuyor da. İşinize yarama belki önemli bir kriter olmayabilir. Acaba her dediğinizi doğru bulsam, size sürekli illtifat etsem, eksiğinizi, yanlışınızı söylemediğim gibi onları bile formüller uydurarak “haklısınız, haklıydınız” şeklinde size söylesem nasıl karşılardınız? Bunun tam tersi de olabilir. Eksiklerinizi görünce kulağınıza fısıldasam veya adab-ı muaşereti bilmeden yüzünüze söylesem, değerim ne olur?

Size faydam olmasa ama zararım da olmasa. Sizin arkanızdan hileler hurdalar çevirmesem. Size %100 güvensem, her dediğinize inansam... Fakat sizin için paralar kazanamasam; sizin övüneceğiniz okullara gidemesem; sizin övüne övüne anlatabileceğiniz becerilerim olmasa, mesela downsendromlu biri olsam bana değer verir miydiniz? Benimle pikniğe, oyun parkına, spor salonuna gitmek ister miydiniz?

Trakya’da “çoban almaz, hırsız çalmaz kavunu” varmış. Kötü görünüşlü fakat çok lezzetli bir kavunmuş. Kavundan anlayanlar o kavunun kıymetini bilirmiş. Keşke sadece kavundan anlayanlar değil de herkes dış görünüşe bakmadan, her kavuna eşit şans tanısa ve o harika lezzetten faydalanabilseler. Böyle olmayınca ne oluyor? Kavundan anlayanlar denk gelmediği sürece o kavunlar çürümek durumunda kalıyor.

Bizim köyde bir inanç vardır. Buğday hasatından sonra tekrar tarlaya gidilir ve tarlada kalan buğdaylar tek tek toplanır. İnanılır ki o senenin bereketi bir tek buğday tanesindedir  fakat o buğday tanesinin hangisi olduğu bilinmez. O bereket tanesi buğday, ambara girmezse o sene o evde bereket olmazmış. Ne güzel bir şey değil mi? Tüm buğdaylar kıymetli. Aslında insanlık da böyle. İnsanlığın bereketi insanlar var. Soyuna, sopuna, malına, makamına, bedenine,  cinsiyetine, yaşına, dinine, siyasi görüşüne bakıp insanlığın birikimi olan ambarın dışında bırakılanlar. Kimbilir kaç kabiliyet, “ayrımcılık dehlizleri”nde kayboldu gitti. Kimbilir kaçı, “elinden tutmama çukurları”nda çürüdü. Kimbilir hangileri “cinsiyet, inanç, siyasi görüş, yaş süpürgeleri”yle çöpe süpürülüp atıldı.

Medeniyetimizi çok seviyorum. Bir çok şey insanlar için sırdır. O sırra ermedikleri için sır olanı değerli bilmek ve ona değer vermek durumda kalırlar. Medeniyetimizi kendine kriter olarak almış bir insan kolay kolay dışlama, ayrımcılık yapma, aşağı görme gibi tutum ve davranışlarda bulunmaz. Mesela Allah katında makbul olan kimmiş biliyor musunuz? “Takva sahipleri”... Takva sahiplerinin de kim olduğunu bilemediğimize göre hepimiz eşitiz. Kadir gecesi da başka bir örnek: kadir gecesi ramazan ayının son 10 gününde gizli. Dolayısıyla o son 10 gece birbirine eşit. Bir geceyi alıp baş tacı edip diğerlerini bir kenara koyma şansınız yok. Biliyor musunuz, Hızır Peygamber’in de kim olduğunu bilemiyorsunuz. “Keşke bileydim, onu iyi ağırlardım, sonra da dileyebileceğim her şeyi ondan dilerdim” diyemiyorsunuz. Yani “Adamına göre muamele yok.” Ölüm günü, kıyamet günü gibi o kadar çok belirtilmemiş şey var ki. Medeniyetimize göre her kişi, her ân, her şey kıymetli.

Medeniyetimizin kriterlerini esas alırsanız ismimin önündeki veya sonrasındaki unvanlara bakmadan beni de başlangıçta kıymetli kabul etmelisiniz. Yalnız bu mu? her canlı gibi benim de orjinal olduğumu ve başkasının aynısı olmadığımı bilmeli ve dolayısıyla beni anlamaya, keşfetmeye, bana da şans, fırsat vermeye çalışmalısınız. Sonra da değerim ortaya çıkar zaten.

Ha! konumuzun dışında ama son olarak şunu da söyleyeyim:  hiç bir şeyime bakmadan beni ben olduğum için, bir yaratılmış olduğum için sevebiliyorsanız, bu benim değerimi değil sizin paha biçilmez bir değerde olduğunuzu gösterir. Sizin değerinizi takdir etmek ne benim ne de bir başka kulun haddi değildir zaten. Yaradılana verdiğiniz değer Yaratıcısı ile aranızdaki bir meseledir. Bu durumda sizi ve değerinizi ancak Yaratıcı takdir eder, O bilir. Keşke hepimiz Yaratıcımız’ın biçebildiği pahaya sahip olsak ve ondan değer görsek.